BAŞHÜYÜK KÖYÜNDEN DERLENEN KARAÇAY ADET VE GELNEKLERİ

Doç. Dr. Ufuk TAVKUL
Kırım Dergisi, 12 (47), 2004, 47-53.ss.

 

 

1905 yılının Kasım ayında Kafkasya’nın Karaçay, Bashan, Köndelen, Çegem bölgelerinden Osmanlı devleti topraklarına göçe zorlanan Karaçay-Malkar muhacirleri, at sırtında uzun bir yolculuktan sonra Karadeniz kıyısına gelirler. Burada gemilere doldurulan Karaçaylılar Osmanlı devleti ile Rusya arasındaki anlaşmaya göre İstanbula gönderilirler. Onları iyi karşılayan Sultan İkinci Abdülhamit Karaçaylıları İstanbul çevresine yerleştirmek ister ve şimdiki Bebek sırtlarında arazi gösterir. Ancak kendilerinden önce Osmanlı devletine göç etmiş olan Kafkas muhacirlerinin tavsiyelerini dinleyerek, Karaçaylılar İstanbul çevresinde iskân edilmeyi istemezler. Bunun üzerine tren yoluyla Ankara ve Konya’ya gönderilirler. 1906-1910 yılları arasında Ankara, Konya, Eskişehir ve Afyon illeri sınırları içinde kurulan yeni köylere yerleştirilirler.

 

Konya ilinin Sarayönü ilçesine yedi kilometre uzaklıktaki bölgede 1908 yılında kurulan Karaçay köyü Sultan İkinci Abdülhamit’in emri ve yardımlarıyla kurulduğu için Ümran-ı Hamidiye adını alır. 450 hane Karaçaylının yerleştirildiği bu köyün adı cumhuriyetin ilanından sonra, yakınlarda bulunan bir höyüğün verdiği ilhamla, devlet yetkilileri tarafından (Sultan İkinci Abdülhamit’in adını unutturmak amacıyla olsa gerek) Başhüyük olarak değiştirilir.

 

Başhüyük köyü Kafkas-Karaçay âdet ve geleneklerinin bütün canlılığı ile yaşatıldığı bir yer olur. Ancak 1960’lı yıllardan itibaren dil ve kültür asimilasyonu, tarımda makineleşme ve buna bağlı olarak hayvancılığa bağlı geleneksel hayat tarzındaki değişme, kentleşme gibi sosyolojik ve ekonomik faktörlere bağlı olarak Başhüyük köyünün canlı geleneksel yapısı da değişmeye başlar. Ancak köy halkı her şeye rağmen dil ve kültürlerini, eski âdet ve geleneklerini yaşatmayı büyük ölçüde başarmaktadırlar.

 

Bundan 22 yıl önce, 1982 yılında Başhüyük köyünde yaşayan Karaçaylıların Appo soyuna mensup Mediha Teke’den[1] (köyde Cicçi adıyla tanınır) derlediğim Karaçay âdet ve gelenekleri 1960’lı yıllara kadar Başhüyük köyünde yaşatılan kültürü belgelemesi açısından ilginçtir. Bunları şu başlıklar altında toplayabiliriz:

 

ÇOCUKLARLA İLGİLİ ÂDETLER

 

Doğum Âdeti

 

Karaçay’da (Başhüyük’te) bir kimsenin ilk çocuğu doğduğu zaman delikanlılar ve genç kızlar bir hafta yeni gelinin yanında beklerler.[2]Düğün ve eğlence tertipleyerek yeni anneyi kutlarlar. Bu arada ev sahipleri “basta” adı verilen bir tür mahallî yemek yaparak bütün akraba, komşu ve dostlarını çağırırlar ve onları ağırlarlar. Bir hafta sonra ise kurban kesilir ve çocuğa “Beşik Bölegen” âdeti yapılır. Bu, yeni doğan bebeğin özel bir tören eğlence ile beşiğe yatırılması âdetidir. Genç, yaşlı, kadın erkek bütün akraba ve tanıdıklar bu eğlencede bulunurlar. Bu sırada delikanlılar tarafından “Börk Takgan” oyunu oynanır. “Kalpak-Şapka Asma” anlamına gelen Börk Takgan oyunu şöyle oynanır:

 

Kadınlar hamura bir kalpak veya şapka biçimi vererek tandırda pişirirler. Yuvarlak bir şapka biçiminde ve oldukça sert bir şekilde pişen bu ekmek tepesindeki sivri yerinden bir iple tavana asılır. Daha sonra bütün delikanlılar bunun çevresinde toplanırlar ve yaşlı bir kimse iple tavana bağlı olan bu ekmeği hızla çevirir. Gençler elleriyle dokunmadan, sadece ağızları ve dişleriyle hızla dönmekte olan kalpak/şapka biçimindeki bu ekmekten parça koparmaya çalışırlar. Elleriyle dokunmadan ekmekten kim bir parça koparmayı başarırsa ona mükâfat verilir. Mükâfat olarak da ortaya ya bir Karaçay başlığı, ya bir gümüş Kafkas kemeri, ya bir gömlek veya ona benzer şeyler konulur.

 

Tiş Cırna Âdeti

 

Bu âdet Karaçay’da (Başhüyük’te) çocuk ilk dişini çıkardığı zaman yapılır. İlk önce büyük bir kazanda buğday, mısır, kuru fasulye ve nohut pişirilir. Piştikten sonra içine kuru üzüm katılır ve buna “Tiş Cırna” denir. Daha sonra bütün akraba ve tanıdıklar eve davet edilerek, sohbet ve eğlence içersinde Tiş Cırna ikram edilerek yenilir. Gelenlerin hepsi küçük çocuğa birer hediye getirirler. Karaçay âdetlerine göre çocuğun diş çıkardığını ilk kim görürse o kimse çocuğa bir elbise diktirmek zorundadır. Tiş Cırna, davete gelemeyen akraba, komşu ve tanıdıklara da çocuklar tarafından dağıtılır. Tiş Cırna dağıtan çocuklara da mendil, para gibi küçük hediyeler vermek âdettir.

 

İlk Saç Kesilmesi Âdeti

 

Çocuk doğduktan sonra saçı ilk defa kesildiği zaman akrabalara ve komşulara “Hıçın” adı verilen bir tür Karaçay böreği yapıp dağıtmak âdettir. Çocuğun ilk saçını kesen kişiye de hediyeler verilir. Ayrıca fakirlere gümüş dağıtılır.[3]

 

Cıl Gırcın Âdeti

 

Karaçay âdetlerine göre çocuk bir yaşını doldurduğu zaman, çabuk yürümesine yardımcı olur inancıyla üzüm, şeker, yumurta, yoğurt, kıkırdak, yağ ve un katılarak ekmek şeklinde bir tür çörek hazırlanır ve buna “Cıl Gırcın” (Yaş Çöreği) adı verilir. Daha sonra bütün akraba ve komşular çağrılarak evde toplanılır ve evde bulunan yaşlı bir kadına bu çörek kestirilir. Çöreğin bir parçası evde bulunanlarca yenilir, diğer parçası da gelemeyen akraba ve komşulara gönderilir. Bu arada yaşını dolduran çocuğa çeşitli hediyeler verilir. Daha sonra çocuk evin bir köşesine oturtulur ve yanına ayna, makas, kalem, kitap, kama, mızıka gibi eşyalar konulur. Çocuk bu eşyalardan hangisine ilgi gösterip eline alırsa, aldığı şeye göre büyüyünce nasıl biri olacağı hakkında orada toplananlar arasında fikir yürütülür. Söz gelimi, çocuk eğer aynayı eline alırsa büyüdüğü zaman güzel/yakışıklı olacaktır, makası alırsa hamarat olacaktır, mızıkayı alırsa eğlenceye düşkün ve neşeli olacaktır, kamayı alırsa korkusuz ve yiğit olacaktır gibi özellikler yakıştırılır.

 

DÜĞÜN VE EVLENME ÂDETLERİ

 

Karaçaylılarda delikanlılarla genç kızlar arasında veya kadınlarla erkekler arasında kaç-göç âdeti yoktur. Bu durum uzun yıllar boyunca Başhüyük köyünün çevresindeki tutucu yerli Türk köyleri tarafından yadırganan bir durum olmuştur. Özellikle Karaçaylıların hayatın hemen her alanında, düğün ve eğlencelerde kadın erkek bir arada bulunmaları civardaki mutaassıp Anadolu köylüleri tarafından anlaşılamamıştır. Toplumda kadın ve erkeğin daima bir arada bulunmasının en büyük sebeplerinden biri Karaçaylılarda akraba evliliğinin kesinlikle olmamasıdır. Akrabalık ilişkileri çok güçlü olan Karaçaylılarda yedi kuşak önceki dedelere kadar uzanan bütün akrabalıklar yakın akrabalık sayılır ve bu yedi kuşağın içinde akraba olanlar birbirleri ile kesinlikle evlenemez, birlerinden kız alamaz-veremez. Bu toplumsal gücün tesiri ile genç kızlar ve delikanlılar kardeşlik duyguları içinde ve terbiye sınırlarını aşmadan her zaman birlikte oturup, eğlenebilirler. Ancak Başhüyük köyünün çevresindeki yerli Anadolu köylerinde amca oğlu, hala kızı, dayı oğlu, teyze kızı gibi yakın akraba evlilikleri geçerli olduğundan, onların Başhüyük köyündeki Karaçay toplumsal yapısının bu özelliğini anlamaları mümkün olmazken, Başhüyüklülerin de kendileri açısından birinci derece akraba sayılan ve kardeşten farkı olmayan amca oğlu, teyze kızı gibi akrabalarıyla evlenen çevre köylülerin âdetlerini ve toplumsal yapılarını anlamaları mümkün olmamıştır. Bu gibi önemli farklı sosyal davranış ve âdet-gelenekler yüzünden Başhüyük’te yaşayan Karaçaylılar uzunca bir süre kapalı bir toplum halinde yaşamayı tercih etmişler, bu sayede de Kafkasya’dan taşıdıkları dil ve kültürlerini önemli ölçüde korumayı başarmışlardır.

 

Başhüyük’teki Karaçay âdetlerine göre kız ve erkek birbirleriyle düğün-eğlence ortamlarında tanışıp, birbirlerinin karakterlerini öğrenip, konuşup anlaştıktan sonra evlenmeye karar verirler ve bu kararlarını ailelerine açarlar. Erkek tarafı dünür yollayıp kızı resmen istetmeden, erkek tarafının yakın akrabalarından bir kadın kız tarafının yakın akrabalarından birine ağız yoklamasına gider. Burada kızı verecekleri hususunda kanaat sahibi olursa erkek dünür kız evine gönderilir.

 

Karaçay âdetlerine göre dünür kız evine üç kere yollanır. Dünürün ilk gidişinde kız tarafı kızı verip vermeyecekleri konusunda dünürü kanaat sahibi yaparlar. Eğer verecek gibilerse dünür tekrar gönderilir ve bu sefer kız tarafı kızı resmen verdiklerini söylerler. Aynı zamanda hangi gün söz kesileceğini de tespit ederler. Dünürün üçüncü kere geldiği gece ise söz kesilir. Söz kesmeye Karaçay dilinde “Söz Tavushan” adı verilir ve sadece aile büyüklerinin hazır bulunduğu söz kesiminde evlenecek kız ve erkek yer alamaz.

 

Sözün kesildiği gece erkek tarafında kurban kesilir. Kesilen kurban pişirilerek yanında pilav ve hoşafı ile birlikte büyük bir tepsiye konulur. Daha sonra bu tepsi iki gelin ve bir delikanlı ile birlikte bir araba ile kız tarafına yollanır. Kız tarafı kendi akrabalarını davet ederek, erkek tarafından gelen yemeği yer. Tepsiyi getiren gelinlere birer elbiselik kumaş hediye edilir. Arabayı süren delikanlıya da bir gömlek hediye olarak verilir. Aynı gece erkek tarafından genç kızlar gelerek gelin olacak kızı kutlarlar. Daha sonra kız tarafının akrabası olan bütün genç kızlar erkek tarafının evine götürülürler ve “Konak Kızla” (Misafir Kızlar) olarak ağırlanırlar. Bu kızlara hediye olarak şallar, başörtüleri verilir. Kız tarafının akrabası olan delikanlılara da gömlek hediye edilir. Yemekten sonra genç kızlar ve delikanlılar evin avlusuna çıkarlar, akordeon ve mızıka eşliğinde Kafkas-Karaçay oyunlarını oynayarak sabaha kadar eğlenirler ve söz kesimini kutlarlar.

 

Nikâh Âdeti

 

Karaçay’da nişan yapmak âdeti yoktur. Kız tarafı dokuz-on kurban keser ve bir ziyafet tertipleyerek bütün akrabalarını çağırır. Erkek tarafı da kız-erkek, genç-yaşlı bütün akrabaları ile birlikte eğlence içersinde kız tarafına gelirler. Bu arada gelin kıza hediye edilecek bütün altınları ve ziynet eşyalarını da getirirler. O sırada “Cıyın Hıçın” denilen börekler de yapılır ve dağıtılır. Gelin kızın arkadaşları gelinin çeyizinin üzerine otururlar ve bir delikanlının bileğine ip bağlayarak onu damada yollarlar. Karaçay-Kafkas âdetlerine göre ortalıkta görünmesi ayıp olan damat bir arkadaşının “Boluş Üy” adı verilen evinde saklanmaktadır. Damat saklandığı evden gelinin çeyizini hazırlayan kız arkadaşlarına kuru yemiş ve şeker gönderir.

 

Bu sırada erkek tarafı da bir kurban keser ve bunu çeyiz hazırlanan eve “Mammat Aş” (Yardım Yemeği) olarak gönderir. Damadın kardeşi varsa o da bu yemeğin yanında şeker yollar. Kız tarafı o yemeği çeyiz hazırlayan kızları çağırarak yedirir.

 

Ertesi gün erkek tarafı yirmi kadar koyun ve kızın kalımı (başlığı) ile birlikte kız tarafına birisini yollar. Buna Karaçay’da “Soyum” denir. Soyum’un arkasından kızın eşyalarını damadın evine götürecek olan “Hapcük Arba” (Eşya Arabası) gelir. Bu arabanın içinde “hıçın” adı verilen Karaçay börekleriyle, gelinin annesi ve babası için gönderilen hediyelik elbiseler bulunur. Araba iki gelin ve “Küyöv Cönger” (sağdıç) eşliğinde kız evine gelir. Gelinin eşyaları yüklenirken gelinin arkadaşı genç kızlar eşyanın üzerine otururlar ve sağdıçtan para almadan eşyaları yükletmezler. Eşya yüklendikten sonra da bu sefer delikanlılar arabanın önünü keserler ve sağdıç onlara da para ve hediyeler vererek eşyayı kurtarır.

 

Daha sonra kız tarafı beş-altı gelini, yeni gelinin odasını hazırlamaları için erkek evine yollar. Gelinler kızın odasını hazırlayıp bitirinceye kadar erkek tarafı yemek hazırlayıp gelinleri ağırlar. Damadın akrabaları da hazırlanan odaya girip övücü sözler söylerler ve odayı döşeyen gelinlere hediyeler verirler. Ertesi gün ise gelinin baba evinden kocasının evine geleceği gündür. Erkek tarafı bir gece öncesinden evin avlusunda et pişirilecek kazanları hazırlarlar.

 

Ertesi gün köyün en güzel atları arabalara koşulur. Gelin için hazırlanan arabanın önünde atlılar silah atarak, şarkılar söyleyerek, at oynatarak genç kızlardan “bayrak” toplarlar. Uzun bir sopanın ucuna eşarp, gömlek, kumaşlar bağlanır ve buna “bayrak” adı verilir. Kızı almaya geldikleri zaman iki taraf birbirlerinin bayraklarını beğenirlerse değiştirirler.

 

Kız tarafının akrabası olan gençler gelini almaya gelen damat tarafının erkeklerine çeşitli eziyetler yaparak onlardan para toplarlar.

 

Erkek tarafının gençlerini yan yatırılmış at arabasının tekerleğine bindirerek hızlıca döndürürler, koyun kırkma makası ile saçlarını keserler, yüzlerine boya sürerler, iğneli sandalyeye oturturlar ve bunun gibi çeşitli eziyetler yaparlar. Bütün bunların anlamı kız tarafından gelin almanın kolay olmadığını erkek tarafına göstermektir. Damadın akrabası veya arkadaşı olan erkeklerden toplanan bu temsili para kız tarafının akrabası olan delikanlılar arasında paylaştırılır ve bunlar da bir ay sonra birer hediye alarak gelini görmeye giderler.

 

Erkek tarafına bu eziyetler yapıldıktan sonra sıra gelini evden çıkarmaya gelir. Gelin evden çıkarılırken gençler “Kelin Orayda” adı verilen hüzünlü bir melodiyi hep bir ağızdan söylemeye başlarlar.

 

Sağdıca “Küyöv Cönger” veya “Küyöv Nöger” adı verilirken, gelinin sağdıçlığını yapacak kadına da “Kız Nöger” adı verilir. Sağdıç gelini almaya geldiği zaman Kız Nöger kapıyı kapatır ve gelini vermez. Kız Nöger Küyöv Nöger’e “âdetini yap” diye seslenir. Küyöv Nöger’in para vermesi ile Kız Nöger gelinin evden çıkmasına izin verir. Daha sonra gelin gençler tarafından söylenen “Kelin Orayda” melodisi eşliğinde arabaya bindirilir. Bu esnada gençler arabanın önünü keserek para alırlar. Gelin büyük bir şölen ve eğlence havası içinde damadın evine getirilir. Gelin arabadan indirildikten sonra bir koltuğuna Kız Nöger, diğerine de damadın en yakın akrabalarından bir kadın girer ve gelinin başına “Av” denilen bir başörtüsü/şal konulur. İki eline de “Kol” denilerek birer elbise ve başörtüsü verilir. Gelinin ellerindekileri daha sonra damadın halaları, başındakini de damadın yeğeni alır.

 

Gelin başında “Av” ile eve girmeden önce “Algış” denilen bir Karaçay duası okunur. Algış’ı söyleyecek olan kimse eline bir kâse veya tas dolusu boza ya da şerbet alır ve yüksekce bir yere çıkarak dua mahiyetindeki Algış’ı okur. Dinleyenler de amin derler. Algış’ın içinde gelini metheden, ona yeni evinde nasıl davranması gerektiğini öğütleyen, düğüne gelen misafirlere iyi dilek ve temennide bulunan sözler yer alır. Algış’ın sözleri şöyledir:

Karaçayca:

 

Tok sanlı tolu ayak

Algış ayak, bal ayak

Kolubuzga alayık

Tilibizge salayık

İçine karayık

Teyri ongarsın

Ong aylandırsın, cürütsün

Kelgen kelin nasıblı bolsun

Işara kelsin, küle kelsin

Eter işin bile kelsin

Kelgen cerin süye kelsin

Kartha Kurtha baçhış bolsun

Nasıblı caşavga açhış bolsun

Kelgen kelinni ayagından

Cıluv ursun cayagından

Süyüm bersin közleri

İynak bolsun sözleri

Kelgen kelin kutlu bolsun

Köb cönesin curtlu bolsun

Taza bolsun turgan üyü

Cıltırab össün üyürü

Tabıvçu bolsun egizleni

Caşı ceksin ögüzleni

Kızı ursun küyüzleni

Allah bersin ögüznü tarthanın

Atnı çabhanın

Şkoknu athanın

İtni kabhanın

Koynu tüklüsün

İynekni sütlüsün

Eşikge çıgıb camçı urgan

Atha minib kamçi urgan

Balaları bolsunla

Algış bu üyden ketmesin

Kargış bu üyge cetmesin

Bu toyga kelgenleni colları mamukdan

Caşavları bolsun zavukdan

Bizni süymegenni üyü davur bolsun

Mingen atı cavur bolsun

Etilgen algışha amin demegen

Orusdan aman gâvur bolsun

Kelin bla küyöv

Etgen muratların tabsınla

Birbirlerin caratsınla

Suv bla mürzöv caraşhan kibik

Alay caraşsınla

Toyga kelgenle nasıbdan tolsun

Kelgenleni colları mamır bolsun

Acalları sabır bolsun

Akılları tüz bolsun

Ömürleri cüz bolsun

Bu kız bla caşnı toyudu

Ömürleri uzak bolsun

Birbirlerin bek süysünle

Nasıblı işge alçı bolsunla

Kelgen cavga açı bolsunla

Algışçıla algış etsin

tıngılagan amin desin

Sıylı Allah kabıl etsin

Amin degen tilegin tabsın

Amin demegen tilin kabsı

Türkçe:

 

Sağlam yapılı, dolu kâse

Dua kâsesi, bal kâsesi

Elimize alalım

Dilimize koyalım

İçine bakalım

Allah mutlu etsin

Mutlu gezdirsin, yürütsün

Gelen gelin kısmetli olsun

Gülümseyerek, gülerek gelsin

Yapacağı işi bilerek gelsin

Geldiği yeri severek gelsin

Yaşlılara merdiven olsun

Kısmetli hayata anahtar olsun

Gelen gelinin ayağından

Sıcaklık yayılsın yanağından

Müjde versin gözleri

Tatlı olsun sözleri

Gelen gelin uğurlu olsun

Çok çoğalsın yurtlu olsun

Temiz olsun yaşadığı evi

Parlayıp büyüsün ailesi

İkiz çocuklar doğursun

Oğlu koşsun öküzleri

Kızı dokusun halıları

Allah versin öküzün çekenini

Atın koşanını

Tüfeğin atanını

Köpeğin ısıranını

Koyunun yünlüsünü

İneğin sütlüsünü

Dışarı çıkıp yamçı giyen

Ata binip kamçı vuran

Evlatları olsun

İyi söz bu evden gitmesin

Beddua bu eve ulaşmasın

Bu düğüne gelenlerin yolu pamuktan

Hayatları dolsun zevkten

Bizi sevmeyenin evi hır-gür olsun

Bindiği atın sırtı yara olsun

Yapılan duaya amin demeyen

Rus’tan beter gâvur olsun

Gelin ile damat

Niyet ettiklerini bulsunlar

Birbirlerini beğensinler

Su ile tahılın yakıştığı gibi

Öyle yakışsınlar

Düğüne gelenler kısmetten dolsun

Gelenlerin yolları düzgün olsun

Ecelleri sabırlı olsun

Akılları düz olsun

Ömürleri yüz olsun

Bu kızla delikanlının düğünüdür

Ömürleri uzun olsun

Birbirlerini çok sevsinler

Kısmetli işe öncü olsunlar

Gelen düşmana acı olsunlar

Dua edenler dua etsin

Dinleyenler amin desin

Yüce Allah kabul etsin

Amin diyen isteğine kavuşsun

Amin demeyen dilini ısırsın

***

 

Algış söylendikten sonra Algış’ı söyleyen kişinin elindeki içi boza veya şerbet dolu kâse kalabalık arasında dolaştırılır ve herkes birer yudum içer. Daha sonra damadın evinin çatısından gelinin başına ve toplanan kalabalığın üzerine şeker saçılır. Bundan sonra gelinin başındaki “Av” alınır ve gelin eve girer. Kimi zaman da gelin başındaki “Av” ile eve girer ve ertesi gün düzenlenen törenle başından “Av” alınır. Gelin eve girerken bu sefer Küyöv Nöger (sağdıç) kapıyı kapatır ve Kız Nöger’e “âdetini yap” der. Kız Nöger de gömlek gibi hediyeler vererek gelinin eve girmesini sağlar.

 

Bütün bunlar olurken, damat bir arkadaşının evinde saklanmakta ve hiç ortalıkta görünmemektedir. Karaçay âdetlerine göre düğün sırasında damadın ortada görülmesi son derece ayıp sayıldığından, damat üç gün boyunca kendisi için hazırlanan bir evde saklanır. Bu eve Karaçayca “Boluş Üy” adı verilir. Damat düğün bittikten üç gün sonra tören ve eğlence ile bu evden çıkar ve kendi evine gidebilir. Düğünün ilk gecesinde herkes dağıldıktan sonra Küyöv Nöger (sağdıç) damadın saklandığı “Boluş Üy”e gider ve damadı gizlice alarak evine getirir. Gelinle damat gerdeğe girdikten sonra sağdıç kapıdan “Çuba” diye seslenir. Sağdıcın “Çuba” diye seslenmesi üzerine damat daha önceden Kız Nögeri’in hazırladığı Çuba’yı kapıdan sağdıca uzatır. Çuba ya bir gömlek, veya bir havlu ya da onun gibi bir eşyadır. Damat gelinin yanıdayken “orunga athan açha” (yatağa atılan para) denilen bir miktar parayı yastığın altına koyar. Bu parayı gelin daha sonra Kız Nöger’e verir. Damat sabaha karşı hiç kimseye görünmeden saklandığı eve döner. Damat ancak üç gün sonra kurban kesilerek ve düğün-eğlence tertiplenerek saklandığı “Boluş Üy”den toplumun karşısına çıkma hakkını kazanır.

 

Genç kızlar ve delikanlılar yeni gelin sıkılmasın, evine daha rahat alışsın diye kırk gün gece gündüz yeni gelinin yanında otururlar, oyunlar oynarlar, sohbet ederler. Buna Karaçayca “Otov Kuraşdırgan” adı verilir. Yeni gelin kırk gün hiçbir iş yapmaz. Kırk günün sonunda tekrar düğün-eğlence düzenlenir ve buna “Tuzlu Güttü” denir. Kız tarafından yeni akrabalar (Cangı Cuvuk) davet edilirler ve ziyafet tertiplenir. Kafkas-Karaçay dansları akordeon ve mızıka eşliğinde oynanırken, zaman zaman yaşlılar da bu oyunlara katılırlar. “Tuzlu Güttü” hamurun içine bol tuz katılarak pişirilen bir tür çörektir. Genç kızlar ve delikanlılar eğlence sırasında bol bol Tuzlu Güttü yerler ve gece su içmeden yatarlar. Rüyalarında kim kendilerine su verirse onunla evleneceklerine inanırlar.

 

Kırk gün sonra gelin baba evine gelir ve bir hafta orada kalır. Bu sırada kız ve erkek tarafının akrabaları birbirlerine hediyeler verirler.

 

Kız Kaçırma Âdeti

 

Kızın ailesinin evliliğe karşı çıktığı durumlarda Başhüyük’te kız kaçırma âdeti uygulanırdı. Ancak bunun en önemli şartı kızın da kaçmaya razı olmasıydı. Karaçay âdetlerine göre kız kaçırma şu şekilde gerçekleştirilirdi:

 

Karaçay âdetlerine göre, kızla evlenecek olan delikanlı kızı kendisi kaçıramaz. Kızı, erkeğin akrabalarından üç-dört genç kaçırırlar. Kaçan kızın yanında kendi yakın akrabalarından bir gencin (dayısının oğlu, amcasının oğlu gibi) bulunması şarttır. Kaçırılan kız bir akrabasının evinde saklanır ve nikâhı kıyılana kadar evleneceği gençle görüşmez. Kızın akrabası olan genç ise kızı yalnız bırakmaz. Düğün hazırlıklarına kadar o genç, kızın yanında bekler. Daha sonra erkek tarafı gelin kızı sanki babasının evinden gelin çıkıyormuş gibi, bütün âdetleri uygulayarak damadın evine getirir. Ancak kızın başındaki “Av”, babası bu evliliğe razı olup kızın çeyizini gönderene kadar alınmaz.

 

Bazı hallerde kız ve erkek tarafı da evliliğe razı oldukları halde, düğüne heyecan katmak için kız kaçırma âdetini uygulayan Karaçaylılar da çıkmaktadır.

 

Toy (Düğün) Âdeti

 

Karaçaylılar eğlenmeyi ve eğlenceyi çok seven insanlardır. Her fırsatta, her vesile ile kızlı erkekli toplanırlar ve şenlik düzenlerler. Evlerde kızlı erkekli toplanarak çeşitli oyunlar oynarlar, sohbet ederler. Birbirlerinden hoşlanan kızlar ve delikanlılar birbirlerine şaka yollu kur yaparlar. Buna Karaçay dilinde “Nakırda” adı verilir. Nakırda sayesinde gençler birbirlerini tanıma fırsatı bulurlar. Karaçaylıların “Cıyın” adını verdikleri gençler arasındaki bu tür toplantı ve eğlencelerin genç kuşakların tanışıp kaynaşmalarında büyük önemi vardır.

 

Karaçaylılar akordeon veya mızıka eşliğinde Kafkas-Karaçay halk danslarını oynamaktan da büyük zevk alırlar. Bu tür eğlencelere “Toy” (Düğün) adı verilir. Başhüyük köyünde Karaçay toyu şu şekilde yapılır:

 

Genç delikanlılar bir sıra halinde dizilirler ve başlarına “Toyçu Başı” adı verilen ve toy’u idare edecek olan birisi geçer. Toyçu Başı toy’un düzen ve asayişinden sorumludur. Delikanlıların karşılarına da genç kızlar dizilirler. “Tamada” adı verilen ve toy’u seyredecek olan yaşlılar da toy yerinin karşısında yerlerini alırlar. Akordeon veya mızıkayı çalacak olan genç, dizilmiş olan delikanlıların bir kenarında durur. Eğer kızlardan biri akordeon çalacaksa bir kız arkadaşı ile birlikte erkeklerin tarafına geçer ve çalar. Bu sırada erkekler el vurarak akordeonun çaldığı havaya tempo tutarlar ve çalınan müziklerin sözlerini söyleyerek vokal yaparlar. El vurarak akordeona tempo tutmaya “Hars” denir. Çalınan müziklere “Orayda-Orayda” diyerek eşlik etmeye “Ejüv” adı verilir. Bu sırada kız ve erkekler teker teker veya ikişer ikişer çıkarak mahallî Kafkas-Karaçay danslarını oynarlar. Bu danslara Karaçaylılar “Tepsev” adını verirler. Toylarda oynanan bazı mahallî dansların (tepsevlerin) adları şöyledir:

 

Tüz tepsev, Üçövlen, Calıngan, Ashak, Kara kişuv, Cangız, Kama tepsev, Kabırga, Kapeteyna ve bunun gibi mahallî Karaçay oyunları.

 

Toy sabaha kadar sürer. Toyçu Başı denilen idareciden izin almadan toy yerinden ayrılmak ayıp sayılır. Toy sırasında kızların iki tarafında iki gelinin beklemesi âdettir.

 

Eski Karaçay âdetlerine göre toy sırasında akordeonu oturarak çalmak, el (hars) vurmamak, sigara içmek, su içmek, oturmak, oyun sırasında kur (nakırda) yapmak, toy yerinden ayrılmak çok ayıp sayılır.

 

Karaçay düğünlerinde gelin damadın evine girdikten sonra, gençler derhal yukarıda anlatılan toy düzenini kurarak Karaçay-Kafkas danslarını oynamaya başlarlar. Bu sırada “Alımçılık” denilen para toplama âdeti uygulanır. Başhüyük’teki eski Karaçay düğünlerinde gelinin çeyizi, gelinin damat evine geldiğinin ertesi günü getirilirdi. Düğün ve eğlencenin büyüğü ikinci gün yapıldığı için, toyda “Alım” toplama âdeti de o zaman yapılırdı. Ancak şimdi (1982 yılında) bu âdet gelinin geldiği gün yapılmaktadır. “Alım” toplama âdeti şöyle yapılır:

 

“Alım” düğünü idare eden “Toyçu Başı” tarafından toplanır. Gençler toy düzeninde dizilip, akordeonun çaldığı müzik eşliğinde oynarlarken Toyçu Başı düğündeki kızlardan birinin bileğinden tutarak, düğün sahibi büyüklerden (Tamadalardan) birinin önüne gelir ve onun adını söyleyerek bileğinden tuttuğu kızı gösterir ve “Oy, tutmagıng!” (Oy, esirin!) diye bağırır. Bu sırada çalmakta olan akordeon susar ve toy durur. Düğün sahibi tamadanın bir miktar para vermesi üzerine Toyçu Başı, verilen para az olsa da bunu abartarak (söz gelimi yüz lira ise) “falan tamadadan on bin lira” diye bağırır ve “Caşlanı betine, kızlanı kölüne, hars!” (Delikanlıların şerefine, kızların gönlüne, hars!) diyerek toyu yeniden başlatır. Toyçu başı “Alım” âdetini toy sırasında birçok kereler uygulayarak düğün sahibi büyüklerden (Tamadalardan) para toplar. Daha sonra, toplanan bu paralarla damadın arkadaşı olan gençler kendilerine bir ziyafet düzenlerler.

 

Karaçaylılar hemen her fırsatta yukarıda anlatıldığı biçimde toy (düğün) tertipleyerek eğlenirler. Bu tür toy düzenleme âdeti sadece evlilik düğünlerinde olmaz. Uzak bir yerden bir misafir veya hatırı sayılır bir kişi köye geldiğinde, askere gidecek gençler olduğunda, bir çocuk doğduğunda veya sünnet olduğunda veyahut gençler her hangi bir vesileyle toplandıklarında toy tertipleyerek eğlenirler.

 

BAYRAM ÂDETLERİ

 

Kurban veya Ramazan Bayramı gibi dinî bayramlarda Başhüyüklü Karaçaylılar bayram namazından sonra mezarları ziyaret ederlerdi. Daha sonra birbirlerinin bayramını kutlamaya başlarlardı. Bu sırada küçük çocuklar büyüklerin ellerini öperek şeker toplamaya çıkarlar, büyükler de onlara şeker, kuru üzüm, para gibi küçük hediyeler verip sevindirirlerdi. Öğleye doğru ise Karaçaylıların değişik bayram âdetleri kendini göstermeye başlardı.

 

Öğleden önce, ilk olarak 15-16 yaşlarındaki delikanlılar, daha sonra da onların birkaç yaş büyüğü olan gençler beş-altı grup oluşturup, onar-onbeşerli atlara binip köy içinde at koşturarak genç kızları veya yeni gelinleri olan evlerden “bayrak” toplarlardı. Başhüyük’te bayramın yaklaşmasıyla birlikte genç kızlar ve yeni gelinler mendil, gömlek, başörtüsü gibi hediyelikleri hazırlarlardı. Bayramın ilk gününde atlara binen gençler ev ev dolaşarak bunları kızlardan toplarlar ve uzun bir sopanın ucuna bağlarlardı. Buna “Bayrak” denirdi. Bayrağı her atlı grup içinde yaşça en büyük olan delikanlı taşırdı. Böylece her atlı grubun bir bayrağı olurdu. Gruplar köy içinde atlarını koşturarak, şaha kaldırarak, çeşitli oyunlar yaparak kızlardan bayrak toplama işini uzun süre devam ettirirlerdi. Daha sonra atlı gruplar topladıklarını paylaşmak üzere köyün dışına çıkarlardı. Gençler köyün dışında bir at yarışı düzenlerler ve bu yarışta birinci gelene toplananlar verilirdi. At yarışını her grup kendi arasında düzenlerdi. Kimi zaman delikanlılar toplananların paylaşılması için başka bir yol denerlerdi. O zaman içlerinden birinin gözleri bağlanır ve gözleri bağlı delikanlı toplanan hediyeleri arkadaşlarına paylaştırırdı.

 

Daha sonra gençler kendi paylarına düşen gömlek, eşarp gibi hediyeleri atlarının dizginlerine bağlarlar ve tekrar köye dönerlerdi. Köy sokaklarında at oynatarak koşturan gençler bu sefer de birbirlerinin bayraklarını alıp kaçmaya çalışırlar, böylece Başhüyük’te at oyunları ikindiye kadar devam ederdi.

 

***

 

--------------------------------------------

[1] 1982 yılında kendisinden bu bilgileri derlediğim Karaçaylıların Appo soyundan gelen Mediha Teke’nin şu anda Türkiye’de yaşayan tek temsilcisi olduğu Appo soyunun tarihi de Kafkas halkları arasındaki etnik ilişkilere ve akrabalıklara ışık tutması açısından ilginç bir örnektir. Soyun hikâyesi şöyledir: 19. yüzyıl başlarında Kabardey Çerkeslerinin Temirkan soyuna mensup bir genç, işlemek zorunda olduğu bir cinayet sonrasında kan davasından kurtulmak için, yaşadığı Psıgansu adlı Kabardey köyünden kaçarak Kafkas dağlarına doğru at sürer. Bir süre sonra Holam vadisindeki Holam köyünde yaşamakta olan Malkarlılara sığınır ve başından geçenleri anlatarak kendisini köy halkı arasına kabul etmelerini ister. Kabardey genci Malkarlılar arasına kabul edilir ve bir süre sonra orada evlenerek çoluk çocuğa karışır. Artık onun soyu Appolar adıyla tanınmaktadır. Daha sonra bu soydan bir delikanlı Karaçay bölgesine gelerek Teberdi köyüne yerleşir ve orada evlenir. Onun soyu da Karaçaylılar arasında Appolar adıyla çoğalmaya başlar. Appolar’ın Aslanbek adlı Karaçaylının Aslankir, Cankir ve Maştay adında oğulları olur. Maştay’ın Tahir (Tanay) adında bir oğlu vardır. Bir gün Maştay Kafkas dağlarından kopan bir çığın altında kalarak ölür ve Tahir yetim kalır. O sırada (1905 yılında) Kafkasya’dan Osmanlı devleti topraklarına göç etme hazırlığı içinde olanlar arasında Tahir’in dayısı Aubekir de vardır. Dayısı Tahir’i Karaçay’da bırakmaz ve Osmanlı topraklarına getirir. Tahir de Başhüyük köyüne yerleşir ve burada Ahköbek soyundan Gemhacan adında bir kızla evlenir. Appolar’ın Tahir’in bir oğlu, iki kızı olur. Bunlar Cobay (Mediha Teke’nin babası), Haniy ve Habibat adında üç kardeştir. Tahir Çanakkale harbinde şehit düşer. Tek oğlu Cobay da bir cinayete kurban gidince Türkiye’deki Appolar soyunu devam ettirecek başka erkek kalmaz. Günümüzde bu soydan yalnız Cobay’ın kızı Mediha Teke yaşamaktadır. Karaçay ve Malkar bölgelerinde Appoyev soyadıyla yaşamakta olan Appolar Kabardey’deki akrabaları Temirkan soyu ile de akrabalık ilişkisini sürdürmektedirler. Kafkasya’daki etnik ve sosyo-kültürel süreçleri anlama bakımından bu ve bunun gibi soyların tarihleri önem taşımaktadır.

 

[2] Yeni doğum yapan kadının yanında bir hafta beklemenin gerekçesi onu Almastı denilen ve yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklere musallat olduğuna inanılan kötü varlıktan korumaktır.

 

[3] Karaçaylılar zaman zaman köylerine gelen Kumuklu gümüş ustalarına kemer süsü, toka, düğme, kama kını yaptırmak için evlerinde bir miktar gümüş bulundururlardı.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !